yüreğinizin şiir adresi !
...ben edebiyattan ibaretim...KAFKA

BENİM HİKAYEM ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOR

Yazılar » BENİM HİKAYEM ASIL ŞİMDİ BAŞLIYOR


Düşleri var şehri Hüznün çünkü İstanbul olmanın diğer adı düşlere düşkünlüğü kah sefil martıların kah şehir sakinlerinin kulağını üç kere çekip de tahtaya vurduğu.

Bir komplimansa şehrin sihri ya da tutuşan saçları kızıl şafağın.

Menfi müspet gölgeler cirit atıyor Galata Köprüsünde bense bir mozaik diliyorum Tanrıdan sadece bir mozaik: sahip olduğum her şey adına şükrettiğim ve sahipsizliğimi sonlandıran bir romantizm…

Çatık kaşlı bir nöbet benimki evreleri k/ayıp.

Yampiri bir özlem içimin dökülen sıvası ve ben kepçeden yaşatırken hislerimi ve işte duygusallığın mizacımda yarattığı etki bazen çöküntü bazen devşirme duygular ve hicaz makamında gecenin öyküsünü yazdığım hiç durmadan ve aralıksız şerit değiştirirken duygular ve gecenin de ritminde saklı tuttuğum bir yosun kokusu.

Geviş getiren bir hayvan belki de az sonra sokağı tozu dumana katacak olan lakin ne Kurban Bayramı ne de çoban güdüyor koyunlarını ben sadece geceyi geçiştiriyorum ya da geçimsiz mizacımla kendime yenik düştüğüm koca ömrün ertesinde balığın kılçıklarını ayıklıyorum ve ellerim yapış yapış üstelik karnım tok ve ısrarla yiyorum tatlımı o da elbet yazacağım bir şiirin ya da hikayenin getirisi iken ruhumdaki doyumsuzluğu sadece ve sadece yazarak gideriyorum.

Rakı sofralarında unutulmuş mezeler gibi şehir ışıkları.

Tasfiye edilen bir dükkan belki de kilit vurduğu evrenin.

Kanatları kırık şehrin de kuşların da.

Göçmen kuşların peşindeyim oysaki göç mevsimi değil ama öç mevsimi çünkü yaşamadığım hayatımın öcünü alıyorum geceden bu yüzden gece benim ruhumu ve yüreğimi tayin ettiğim ücra bir köy gibi ve Çalıkuşu olduğum o mutlu zamanlarımı özlüyorum hani cebimdeki bozukluklarla idare ettiğim ama doya doya öğretmenlik yapıp da karşılığında gülen yüzlerle mutluluğumun da tarifi yok iken şüheda mazimde…

Para kazanmayı zaten ne zaman becerdim ki?

Ah, evet, bir de bonkör olduğum yıllar: hani yirmili yaşlarımda kuş gibi sektiğim o uzun koridorları çalıştığım bankanın belki de en genç elemanı iken ve üniversiteden yeni mezun olmuş çiçeği burnunda bir bankacı ve beni bekleyen o kariyer basamakları.

Bense çifter çifter çıkarken ansızın aklımın başına geldiği ve para kazanmanın bana battığını hissedip ansızın yaptığım o u dönüşü ile başka mesleklere ve yeniden üniversite amfilerine koştuğum ne de olsa dünyayı kurtaracak tek insanmışçasına caka sattığım caddeler, amfiler, kütüphaneler ve Beyazıt’ı mesken tutup da çıkmadığım sahaflar çarşısı ve o heybetli kütüphane.

Hazanın makûs talihi.

Aşkın ise yankısı ve ç/ağrısı…

Aşka düştüğüm ilk gençlik yıllarım ama yaşadığım platonik aşkların da karşılığını bulduğum ama fark etmeden geçen yıllarım ve gönlü bana kayan bir asistan ve benim maruzatım sadece mükemmel bir akademisyen olmak iken kem küm eden duygulu arkadaşım ama üstüme alınmadığım bir aşk ki gözlerini gözlerime dikemezken boynunu büküp de bıyık altından gülümseyen ve ben sınav ve kariyer telaşı ile bir sınıftan diğerine koşuşturduğum ve hayatımın en verimli ç/ağı.

Kelamım yorgun değilken bedenim de.

Ve kim var kim yok doya doya selam verdiğim doya doya da kendimi sevdiğim.

Gönlümün radarı eğitim derken.

Ruhumun girdabı aklımı sorgularken.

Benimse aklım almazken bu coşkuyu ve enerjiyi nereden bulduğumu ben bile bilemezken çan eğrisindeki o duruşum ve başarının ve bilginin çıtasını yükselttiğim.

Kodaman kanatları hayal perimin.

İçimdeki telaşlı rüzgâr ve kırmızı saçlarım.

Gözümde uçuşan kelebekler.

Gökte saklı bir sarnıç.

Göğsümde kuşlar.

Çapkın bahar ve niyazı bitimsiz nazlı yârim elbet içimde saklı bir hazine aşkın çeperine konan hayallerim ve göğün en yüksek rakımı iken umudumla arşınladığım yollar.

Asla özgür bir çocuk olmama izin verilmemişken hele ki genç kızlığa adım attığım yıllar ve ömürlük gustosu ailemin ve ben özgürlüğümü ve coşkumu sadece okul yolunda ya da kampüste yaşarken ev ortamında uyumsuz bir misafir belki de yüreğimde ağırladığım sonra da yatıya kalan.

Gökteki devasa göz.

Aşkın kıblesi iken örsün telaşı.

Öksüz varlığım ve hazandan uzak aralıksız baharı yaşadığım yıllar ve otuzlu yaşlarımda başka arayışlara girdiğim.

Öğretmenlik yaparken bana eşlik eden onlarca hatta yüzlerce öğrencim üstelik yetişkin öğrencilerle de güzel bir iletişim kurup bir anlamda onların ablası ya da arkadaşı olabildiğim ve derslerin su gibi akıp gittiği…

Ve işte otuzlu yıllarımın sonuna yaklaşırken aldığım ani bir kararla evden çalıştığım ve yaptığım çevirilerimi tahsil edemediğim sonra da dış dünya ile olan ilişkimi kesip kırka varmadan hayattan emekliye ayrıldığım ta ki birkaç sene içerisinde yenilenip kalemin kapımı vurduğu ve Yaratanın bana tanıdığı son şansı coşkuyla kabullenip de kullandığım ve son sekiz senedir yazmanın verdiği huzurla bir yürekten diğerine yolculuk yaptığım aslında hayatın atar damarı iken duygular ve ben iç sesimi yazmaya başladığım güne kadar duymazdan gelip mantığımla ördüğüm hayatın bu sefer defansı iken duyguların devreye girdiği.

Bir külfet bildiğim elbet hayatımda yaşadığım sıkıntılar ve eklene eklene dağ gibi olan bense buzlu yollarda kayıp kayıp düşerken bir anlamda kendimi yok saydığım bir o kadar çevremdeki insanların önce beni görmezden geldiği sonra nasıl oluyorsa eklenen sıkıntılarla telaffuz dahi edemeyeceğim yasak savar bir tutumla sadece nefes aldığım haricinde soyutlandığım dünyanın benim için hiçbir anlam ifade etmediği gerçeği…

Yalnızlık.

Rövanşı ise yazarken yaşadığım o kalabalık.

Bir mizansense ömür bir mikado çöpü belki de domino etkisi yapan sözcüklerle halay çektiğim ve kendimi kolaylıkla alaya alıp biçimlendirdiğim iç dünyam elbet sıra şimdilerde dış dünyama gelmişken ve şu andan itibaren rötarlı bir coşkuyla derin düşünceler içerisinde duyumsuyor, hayal ve dua ediyorum ve kamçılanan ruhuma da söz geçirmenin ötesinde umuda dair hikâyeler yazıyorum iç dünyamda ne zamanki dış dünyaya kavuşacağım ve işte benim hikâyem asıl şimdi başlıyor…

 

(0)

Henüz yorum yapılmamıştır.